Neden Kötülük Var?
Filistin’de şehit olan erkekler, kadınlar...
Minicik cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebek...
Yangınlarda ölen insanlar.
Savaşlar, cinayetler, kavgalar...
Bütün bu gelişmelere bakarak ‘’Madem Allah var neden kötülük var? Bu çelişki değil mi? Neden engellemiyor bunca kötü olayı? Neden kötüleri hemen cezalandırmıyor? O zaman Allah’ı inkar etmeliyiz’’ sonucuna ulaşıyor bazı insanlar. Kötülük problemi olarak uzun süre tartışılan konu gündemdeki sıcaklığını koruyor.
Öncelikle şu soruyu cevaplayarak başlamak isterim. ‘’Allah var o zaman kötülük olmaması gerekirdi. Bu çelişki değil mi?’’
Bu soruya vereceğim cevap HAYIR, DEĞİL.
Şayet mantık ilmini biliyorsanız çelişkinin ne demek olduğunu anlamanız pek zor olmayacak. Çelişki ortaya konulan önermenin değillemesi ile oluşur.
Allah vardır önermesine karşılık sunulan Allah yoktur önermesi böyledir mesela. Şayet Allah’ın varlığını ispatlayabiliyorsanız mantıken Allah yoktur önermesini reddetmek durumundasınız. Allah’ın var olması önermesinin çelişiği kötülük vardır önermesi değildir. Dolayısıyla ortada çelişki bulunmamaktadır. Allah vardır ve evrende hem iyilik hem de kötülük vardır. Burada soru Allah, kötülere ve kötülüklere neden müsaade ediyor diye sorulursa bunun izahı yapılabilir.
Kötülük problemi ile ilgili öne sürülen birçok görüş bulunmakta. Bunların içerisinde Kuran’ı incelediğim için beni en etkileyeni Alvin Platinga tarafından ortaya konulan görüş oldu. Gündelik yaşamımızda öyle iyilik türleri vardır ki kötülüğe müsaade etmeden kendilerine ulaşılamamaktadır. Mesela yangından, depremden, savaşlardan insanları kurtaran kahramanların ortaya çıkması için bir takım acı ve felaketlerin olması ve bunları yaşayanların olması zorunludur. Acı ve felaketlere odaklanıldığında olaylar yine kötü olarak adlandırılacak ama olaylara bütüncül bir bakış açısıyla yaklaştığımızda daha büyük bir iyiliğin ortaya çıkmasına hizmet ettiği için aslında bu olayların iyi olduğu yaklaşımında bulunacağız.
Özgür irade ile tezini kuran Platinga, Tanrı’nın ahlaki iyilikler yapma imkanına sahip canlılar yaratabilmesi için ahlaki kötülükler yapma imkanına sahip canlılar yaratmasının mümkün olduğunu öne sürer. Tanrı ahlaki açıdan kötülük yapmasına imkan verdiği canlılara bir yandan kötülük yapmasınlar diye engel olamazdı. Ahlaki açıdan kötülük yapan insanların bir kısmı özgürlüklerini kullanarak yanlış yola sapmıştır. Esasında ahlaki kötülüğün kaynağını da bu teşkil etmektedir. Özgür insanların bazen veya tamamen yanlış yola sapmaları ne Tanrının iyi olmasına ne de her şeye gücü yeten olmasına karşı sayılabilir. Şayet böyle bir iddiayı bir an için kabul etseydik Tanrı’nın ahlaki kötülüğü ancak ahlaki iyiliği ortadan kaldırarak engel olabileceği sonucuna ulaşırdık ki bu da mantıken düşünülemez.
İnsanların bu konuya biraz da duygusal yaklaştığı kanaatindeyim. Masum insanların ölmesi gibi durumlar dünyalık gözle bakıldığında çok kötü olaylar. Gerçekten de bu çok üzücü bir durum. Ancak ölümün mahiyetini biraz düşünsek konuya farklı açılardan bakabileceğimiz kanaatindeyim. Kuran’da yer alan ifade şöyle:
‘’Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler.'’ (Nahl,32)
‘’Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.’’ (Enfal,50)
Ayetlerden de görüleceği üzere Allah iyilerin canını hoş ve rahat bir şekilde almaktadır. Acı ve ızdırap yoktur. Acı ve ızıdırap olarak bize akseden bu durumun aslında göründüğü gibi olmadığını Allah’ın iyilere şefkatiyle muamele ettiğini görüyoruz.
Peki Allah kötülere neden mühlet vermektedir?
Bu sorunun cevabına yine Kuran’da yer alan ayetleri okuyarak ulaşıyoruz. Bunların birincisi ıslah olmaları ve fıtratlarına dönmeleri için:
‘’Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız.’’ (Secde,21)
İkincisi ise kalpleri mühürlendiği için Allah bu kişileri ebedi cehenneme almak ister daha beter günaha dalmalarına fırsat verir:
‘’Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.’’ (Ali İmran,176)
Görüleceği üzere kötülere verilen mühlet geçicidir. Sonunda ebedi cehenneme gireceklerdir.
Bu esnada kötülük yapanlar yaptıkları ile kalmayacaklardır. Allah iyilerin yanındadır. Yaşanılan, kötü olarak adlandırılan her olayın sonunda bu dünyada ve ahirette iyiler mükafatlandırılacak ve Allah'ın yardımıyla olaylar onların lehine sonuçlanacaktır. Şu halde bile iyilerin başına gelen ve kötü olarak isimlendirdiğimiz olay iyilerin yararına olduğu için bütüncül bakıldığında iyi olarak bile adlandırılabilir. İyilerin ve kötülerin yaşamları bir değildir ve bir olmayacaktır:
‘’Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannettiler? Ne kötü hüküm veriyorlar!’’ (Casiye,21)
İyiliğin ve kötülüğün mücadelesinde Allah iyileri koruyacak, kötülere ıslah olmaları için fırsat tanıyacak ıslah olmuyorlarsa aşağılık bir hayat yaşatacaktır. Kötülük problemine bu açıdan bakarsak ortada problemin olmadığını da göreceğiz. Bize düşen iyilerin tarafında yer almaktır. İyilerin ve kötülerin özellikleri şöyledir:
Ayetleri göz önünde bulundurduğumuzda iyilerin iki özelliği ön plandadır: İbadetleri hakkıyla yaparlar ve Allah’ın verdiği rızıktan ihtiyaç sahiplerine verirler. Diğer özellikleri ise şunlardır:
Allah’a, Resullerine, Allah tarafından gönderilen tüm kitaplara, meleklere ve ahiret gününe inanırlar:
‘’Ey iman edenler! Allah’a, resullerine, resullerine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.’’ (Nisa,136)
İyiliği emreder kötülükten men ederler, hayır işlerinde koşuşurlar:
Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır. (Al-i İmran,24)
Allah yolunda (fi sebilillah) başlarına gelenlere sabrederler:
‘’Nice nebiler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.’’ (Al-i İmran,146)
Tövbe ederler, ibadetlerini yerine getirirler, şükrederler, dünyayı ahirete tercih ederler, Allah’ın sınırlarını (Allah’ın farz kıldığı her şeyi) korurlar:
‘’O tövbekârlar, ibadet edenler, hamdedenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri!’’ (Tevbe, 112)
Akrabalık bağlarını ve iyi insanlarla aralarındaki hukuku gözetirler:
‘’Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.’’ (Rad,21)
Namazlarını düzenli kılarlar, namazlarında Allah’a derin saygı içerisindedirler, boş sözlerden uzaklaşırlar, namuslu insanlardır, emanete ihanet etmezler, sözlerini tutarlar:
‘’Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
Boş sözlerden yüz çevirirler.
Onlar ki, zekâtı verirler;
Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
Ancak eşleri veya sahip oldukları hariç. Onlar kınanmazlar.
Kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.
Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.’’ (Müminun,1-9)
Cahillerden, boş söz ve davranışlardan yüz çevirirler, tevazu sahibidirler, cehennemden korkarlar, israf etmezler:
‘’Rahmân'ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahiller onlara laf attığında «Selam!» derler’’
Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.
Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helâktir!”
O ne kötü bir durak, ne de kötü bir yerdir!
Harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.’’ (Furkan,63-67)
‘’Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler.’’ (Furkan,72)
Allah’ın kendilerine lütfettiği rızıklardan ihtiyaç sahiplerini yararlandırırlar, kendi aralarında işlerini danışarak yürütürler:
‘’Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.’’ (Şura,38)
Kafirlikte ve iki yüzlülükte ısrarcı olanlara karşı sert davranırlar, onlara acımazlar:
‘’Ey Nebi! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!’’ (Tevbe,73)
Allah’ın adı anıldığında düşünürler ve yürekleri titrer, ayetler imanlarını artırır ve sadece Rab olan Allah’a güvenirler:
‘’Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine güvenirler.’’ (Enfal,2)
Adildirler:
‘’Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.’’ (Maide,8)
Kötülerin özellikleri iyilere göre çok daha çeşitlidir. Bu özelliklerin tümünü kendinde barındıranlar da olabilir birkaçını da...:
Bölücü ve ayrılıkçıdırlar:
‘’Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız. İşte onlar için büyük bir azap vardır.’’ (Al-i İmran,105)
Fesattırlar:
‘’Size bir iyilik dokunsa, bu onları üzer; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.’’ (Al-i İmran,120)
İmanlı insanların yoldan çıkmaları için ellerinden geleni yaparlar:
‘’ Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.’’ (Nisa,27)
Gösteriş yapmayı severler:
‘’Ve bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarf edenlerdir. Bir kimsenin arkadaşı şeytan olursa o ne kötü bir arkadaştır!’’ (Nisa,38)
Allah’ın ayetlerini yalanlar, Allah’a iftira atarlar. Şirk koşarlar:
‘’Allah'a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" derler. Onlar: "O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar." derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik ederler.’’ (Araf,37)
Kötülüğün yaygınlaşması için mücadele verirler, iyiliği engellerler:
‘’Erkeğiyle kadınıyla münafıklar birbirine benzer; kötülüğü özendirip iyiliği engellerler, hayır için harcamaya elleri varmaz. Onlar Allah’ı umursamadılar, O da onları rahmetinden mahrum bıraktı. Gerçek şu ki münafıklar günaha batmış kimselerdir.’’ (Tevbe,67)
Bilerek ve isteyerek kötülük yaparlar:
‘’Bilerek ve isteyerek kötülük yapanlara gelince, kötülüğün karşılığı, dengi olan cezadır; bunlar aşağılanmışlık içinde yaşarlar, kendilerini Allah’ın cezasından kurtaracak biri de yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gecenin bir parçasıyla kaplanmıştır. İşte bunlar da cehennemliklerdir, kendileri orada devamlı kalıcıdırlar.’’ (Yunus,27)
Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (Akrabalık bağlarını ve iyi insanlarla aralarındaki hukuku) parçalar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar:
‘’Allah’a verdikleri sözü pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya işte rahmetten mahrum olmak da onlar içindir; dünyanın kötü sonu da onlar içindir.’’ (Rad,26)
Şeytanın hakimiyeti altındadırlar:
‘’Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır.’’ (Nahl,100)
Ayetleri inkar ederler ve resullerle alay ederler:
‘’İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve resûllerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.’’ (Kehf,106)
Tuzak kurmayı severler ancak ilahi takdir gereği kendi tuzaklarına kendileri düşerler:
‘’Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın.’’ (Fatır,43)
Günahı, düşmanlığı gizli gizli konuşmak hoşlarına gider:
‘’Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de: Bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi? derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası!’’ (Mücadele,8)
Korkaktırlar, inanlarla kapalı kapılar ve siperler arasında mücadele edebilirler:
‘’Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah'a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
Onlar müstahkem şehirler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.’’ (Haşr,13-14)
Aşağılıktırlar, kusur ararlar, laf taşırlar, iyiliği engellerler, huysuzdurlar:
‘’Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.’’ (Kalem,10-14)
Arkadan çekiştirirler, ayıp ve kusur ararlar:
‘’Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.’’ (Hümeze,1-2
