05 Haziran 2025, 12:39 tarihinde eklendi

Kur'an Araştırmaları: İbadetler

Kur'an Araştırmaları: İbadetler

Kur’an-ı Kerim’de namaz ibadeti ‘’es-salah’’ kelimesi ile ifade edilmektedir.

‘’Kur’an’da namaz kılmanın emredildiği ayetlerin sayısı oldukça fazladır ve bu ayetlerde salah/es-salah kelimeleri ekame, ekamte, yukimu, yukimune vs. fiilleri ile ekım, ekimu ve tekum emir kalıplarıyla kullanılmaktadır.’’(1)

Kutsal kitapta namazın kılınmasını emreden ilk ayetlerden biri Fatır Suresi 18. ayettir:

‘’Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez. (Günah) yükü ağır olan kişi, yükünü taşımaya -yakını bile olsa- (başkasını) yardıma çağırsa, yükünden hiçbir zerresi taşınamaz. Sen sadece yalnızken Rablerine saygı duyanları ve namazı kılanları (ekamus salat) uyarabilirsin. Arınmaya çalışan kişi, sadece kendisi için arınmış olur. Dönüş yalnızca Allah'adır.’’

Bu kullanıma Kur’an’da pek çok yerde rastlanmaktadır. Kullanımda dikkati çeken husus salah kelimesinin elif-lam takısı almasıdır.

Bir gramer kaidesi olarak şayet kelime elif-lam takısı almışsa bu takı o kelimenin muhataplarca bilindiğini gösterir.

Bu kullanım İngilizcede yer alan ‘’the (the definite article)’’ belirli tanım edatının kullanımına oldukça benzerlik gösterir:

‘’Namaz’’ kelimesinin vahyin başlangıç aşamasında nazil olan ayette elif-lam takısı ile kullanılması açıkça göstermektedir ki namaz Müslümanlarca evvelinde zaten bilinen bir ibadetti. Namazın Müslümanlarca vahyin ilk aşamasında bilinmesi bu ibadetin evvelde de ikame edildiğini göstermektedir. Nitekim Kutsal Kitapta namazın Hz. Muhammed öncesi dönemde kılındığını gösteren pek çok ilahi kelama rastlıyoruz:

Lokman Aleyhisselam’ın namaz kıldığının delili:

‘’Ey yavrucuğum! Namazı kıl; iyiliği emredip (öğütleyip) kötülükten engelle (sakındır); başına gelenlere de sabret! Şüphesiz ki bu, azmetmeye değer işlerdendir.’’ (Lokman,17)

İbrahim Aleyhisselam’ın namaz kıldığının delili:

‘’Hani İbrahim'e Evin (Kâbe'nin) yerini göstermiş (şöyle demiştik): "Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secde edenler için evimi temiz tut!’’ (Hacc,26)

Lut Aleyhisselam, İshak Aleyhisselam ve Yakup Aleyhisselam’ın namaz kıldıklarının delili:

‘’Onu (İbrahim’i) ve Lut'u kurtararak, insanlar için bereketli kıldığımız toprağa (ulaştırmıştık).

Ona (İbrahim'e) ilave (bir bağış) olarak İshak'ı ve (torunu) Yakup'u lütfetmiştik. Hepsini iyi insanlar yapmıştık.

Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yapmış ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyetmiştik. Onlar daima bizim kullarımızdılar.’’ (Enbiya,71-73)

İsmail Aleyhisselam’ın namaz kıldığının delili:

‘’Kitapta İsmail'i de hatırla! Şüphesiz ki o hem sözünün eriydi hem de nebi olan elçiydi. Ayrıca o, ailesine (halkına) salâtı (namazı) ve zekâtı emrederdi. Rabbi katında da hoşnutluk kazanmış biriydi.’’ (Meryem,54-55)

Musa Aleyhisselam ve kardeşi (Harun)’nin namaz kıldıklarının delili:

‘’Biz de Musa ve kardeşine "Kavminiz için şehirde evler hazırlayın! Evlerinizi kıble yapın! Namazınızı da doğru kılın! (Ey Musa)! Müminleri müjdele!" diye vahyetmiştik.’’ (Yunus,87)

İsa Aleyhisselam’ın namaz kıldığının delili:

‘’(İsa) şöyle demişti: "Ben Allah'ın kuluyum. O, bana Kitabı verdi ve beni nebi yaptı.

Beni bulunduğum her yerde bereketli kıldı. Yaşadığım sürece salâtı (namazı) ve zekâtı bana emretti.’’ (Meryem,31)

Farklı zamanlarda yaşayan tevhid toplumunun ikame ettiği namaz ibadeti silsile yoluyla Mekke topraklarına kadar gelmiş, inananlar da formu bozulmayan namaza şahit olmuşlardır. Bu şahitlik nedeniyle Kur’an’da namaz kelimesi belirli formda gelmiş velhasıl şahit olduğunuz, bildiğiniz namazı kılın denmiştir.

‘’Hani Evi (Kâbe'yi) insanlara toplanma yeri ve güven (mekânı) kılmıştık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin! İbrahim'e ve İsmail'e "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evimi temiz tutun!" diye emretmiştik.’’ (Bakara,125)

‘’Kitapta İsmail'i de hatırla! Şüphesiz ki o hem sözünün eriydi hem de peygamber olan elçiydi. Ayrıca o, ailesine (halkına) salâtı (namazı) ve zekâtı emrederdi. Rabbi katında da hoşnutluk kazanmış biriydi.’’ (Meryem,54-55)

Kabe’nin banileri İbrahim ve İsmail Aleyhisselam halklarına namazı emretmişler ve bu halkların soyu Hz. Muhammed dönemine kadar gelmiştir. Zira bir zamanlar aynı yerde -Mekke topraklarında- resullük vazifesini ifa edecek Hz. Muhammed’in dönemine kadar mezkur halktan tek bir kişinin dahi kalmayacağını, hepsinin ortadan kalkacağını düşünmek ve buna rağmen her şeyi bilen Allah’ın Müslümanlara ‘’(Bildiğiniz) Namazı kılın’’ emrini verdiğini düşünmek olasılık dahilinde değildir.

Tarihsel süreç içerisinde her dönemde tevhid ehlince kılınan namaz Allah’ın iradesi ve izni ile bozulmadan Mekke topraklarında muhafaza edilmiş ilk Müslümanlar da Muhammed Aleyhisselam’ın önderliğinde bu namaza şahit olmuşlardır. Rekat sayıları dahil her türlü detaya şahit olan devrin inananları böylece namaz kılmayı öğrenebilmişlerdir. Açıkça görülmektedir ki Yüce Allah vahyin ilk tanıklarına namazla ilgili her detaya nasıl vakıf olacaklarını yine Kur’an ayetleri ile bildirmiştir.

Bakara, 40 ve 41. ayetlerinde İsrailoğullarına şu vakitten sonra Tevrat’ı tasdik eden Kur’an’a yani ilahi kelama iman etmeleri istenmekte:

‘’Ey İsrailoğulları! Sizlere verdiğim nimetleri hatırlayınız. Siz benim emrimi yerine getiriniz ki, ben de sizin isteğinizi yerine getireyim. Sadece benden çekinin.

Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin! Sakın onu inkâr eden(ler)in öncüsü olmayın! Ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın! Yalnız bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!’’ (Bakara,40-41)

ve yine surenin 43. ayetinde namaz ibadetinin ifasını bilmeyen İsrailoğullarına ‘’(Bildiğiniz) Namazı kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle rüku edin.’’ emri verilmektedir. Ayetin başında namazı kılın emri verilmiş olmasına rağmen devamında rüku edenlerle rüku edin denilerek İsrailoğullarına namazı ikame eden müminlere bakarak öğrenebilecekleri beyan edilmiştir. Böylece tevhid mesajına olumlu yönde reaksiyon gösteren İsrailoğulları mensupları rüku edenlerle rüku ederek namazın muhtevasına hakim olabilmişlerdir. Tıpkı namazla ilk tanışan Muhammed Aleyhisselam ve ümmeti gibi...

Öyle anlaşılmaktadır ki namaza ait tüm detaylar iddiaların aksine Kur’an dışındaki kaynaklar aracılığıyla öğrenilmemiş bilakis Kur’an'ın emri aracılığıyla öğrenilmiştir. Yeri gelmişken hemen belirtmeliyiz ki namaz için bahsedilen gramer kaidesi zekat, hac... vd. ibadetler için de geçerlidir. Zira Kur'an'da bu ibadetleri ifade eden kelimelerin başında benzer şekilde sürekli olarak elif-lam takısı kullanıldığı müşahede edilmektedir. Bu kullanım Müslümanların zekat, hac... vd. ibadetlerin detaylarına evvelinde şahit olduklarının nişanesidir. Nitekim Yüce Allah bunun için ayetlerde ''Bildiğiniz orucu tutun'', ''Bildiğiniz zekatı veriniz'' demiştir.

İmran b. Husayn ve günümüzde Kur’an’da ibadetlerin detayı yok diyen din kardeşlerimizin iddiaları hiçbir şekilde hakikati yansıtmamaktadır. Onların bu yanlış hükme varmalarının en önemli sebebi Kur'an'a ön yargılarıyla yaklaşmaları ve mazinin bilgisini araştırmadan tekerrür etmeleridir. Yüce Allah'ın kitabı eksik bırakmadığını, detaylı kıldığını belirttiği ayetlere rağmen bu konuyu ısrarla tartışmaya vesile kılmaları karşısında şu ayeti hatırlamamak işten bile değildir:

‘’Yemin olsun ki bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği sayıp dökmüşüzdür. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.’' (Kehf,54)(2)

(1) Okuyan, Mehmet, Çok Anlamlılık Bağlamında Kur'an Sözlüğü, s.392-393.

(2) Ercins, Burak, Kur'an Merkezli Din, s.154-162.

DİĞER MAKALELER