Kur'an Araştırmaları: Hadis III
MUHADDİSİN KİTABINA HADİS ALIRKEN SERGİLEDİĞİ KEYFİYET
Gerek sahihayn sahibi olan İmam Buhari ve İmam Müslim gerekse diğer hadis kitabı sahipleri ravilerden hadis alırken objektif kriterleri gözetmemişlerdir. Bilakis hadisler subjektif kriterlerler gözetilerek kitaplara alınmıştır. Bu hakikatin en dikkat çekici örneğine Buhari’nin el-Camiu’s-Sahihini şerh eden Ayni’nin eserinde yer alan şu cümlelerde rastlıyoruz:
‘’Buhari’nin .... Hz. Ali’nin katlini medheden kimsenin rivayetini kabul etmesi ne iştir? diye sorarsan ... birisi şöyle demiş: ‘’Buhari bidatçıdan hadisi, kendi koyduğu kaideye uygun olarak nakletmiştir... dindar olması gibi. Buhari bu zattan hadis almakla haklı değildir. Bu adam nereden doğru sözlü oluyormuş? Melun İbn Mulcem’in medhini yapmakla en çirkin yalanı işlemiştir. Dindar olan kimse, Hz. Ali gibi bir zatın katlinden nasıl sevinir de onun katilini medheder? Bu ne biçim dindarlıktır?’’(1)
Bu nakilde olduğu gibi farklı kaynaklarda da ravi değerlendirmelerinin subjektif olduğunu beyan eden pek çok görüşe yer verilmiştir:
‘’Hadislerin sahih veya hasen olduklarına hükmetmek, yine ravilerin sika (güvenilir) veya zayıf olduklarına karar vermek tamamen içtihadi bir iştir, herkesin kendine göre bir bakış açısı vardır.’’(2)
''Ne çare ki, bir hadise sahih, hasen... sıfatını verdirecek olan ana unsur ravidir ve ravinin adil, zabıt... olup olmadığını söyleyebilecek olan da muhaddistir. Muhaddisin kararı ise kendi bilgisine dayanmakta ve dolayısıyla, şahsi sübjektif olmaktan kurtulamamaktadır. Yani mesele şahsi ictihad meselesidir ve ictihadlarda birlik sağlamak çok defa mümkün olmadığına göre hadislerin değerlendirilmesine ihtilafın vuku kaçınılmazdır. Bu keyfiyet muhakkik alimlerin beyanları ve tarihi tenkid tezahürleriyle desteklenmiş bir gerçektir.''(3)
Ayni'nin Buhari'ye yönelttiği itirazında üzerinde durulması gereken birkaç nokta bulunmaktadır:
1) Pasajdan görüleceği üzere Buhari’nin, kitabına hadis alırken kendi koyduğu kriterleri gözetmektedir. Bu da açıkça Buhari’nin kitabının subjektif yaklaşımla oluşturulduğunu göstermektedir. Peki nasıl olurda tüm alem-i İslam hesap günü Buhari’nin kendi kendine belirlediği kriterlerle oluşturduğu kitaptan sorguya çekilecektir? Bu kaynak nasıl tüm Müslümanlar için bağlayıcı olabilir?
2) Pasajda aktarılana göre Buhari'nin, İmran'dan hadis alma sebebi onun dindar bir kişi olmasıdır. Peki Buhari, İmran’ın dindar olduğunu hangi kıstasa göre belirlemiştir? Burada açıkça imam Buhari’nin keyfi bir müşahede ile İmran’ı dindar ilan ettiğine şahit oluyoruz. Kaldı ki Buhari’nin dindar olarak belirttiği zat-ı muhterem’e Ayni, Darekutni... vb. pek çok kişi dindar gözüyle bakmamıştır. Şimdi din mensubu bireyler Buhari’nin görüşünü doğru kabul edip ravinin sözüyle amel mi etmelidirler yahut Ayni’nin sözünü doğru kabul edip raviden de aktardığı hadisten de yüz mü çevirmelidirler?
Gerçekten de yüce Allah Müslümanları bu muğlak hadisenin muhatabı yapmış olabilir mi? Gerçekten de Müslümanları İmam Buhari’nin keyfi kriterlerle oluşturduğu kitabından hesaba çekecek mi?
Allah hidayet etsin demekle yetiniyoruz.
EBU HUREYRE VE HADİS
Ebu Hureyre kendisi hakkında farklı görüşler ileri sürülen bir ravidir. Onun güvenilir olmadığını söyleyenler de vardır son derece güvenilir olduğunu söyleyenler de... Ancak bizce Ebu Hureyre hadis konusunda dikkat edilmesi gereken bir ravidir. Zira Ehl-i Hadis mensubu zatların dahi kendisi hakkında kitaplarına aldıkları tenkid misalleri bulunmaktadır. Hz. Resul’ün eşi Hz. Aişe’nin ve pek çok kişinin kendisini ağır tenkide tabi tuttuklarına yönelik nakiller bunun en bariz göstergesidir.
Ebu Hureyre’nin şiddetli bir şekilde savunulmasının çok önemli bir sebebi bulunmaktadır. O sebep şudur ki Ebu Hureyre kendisinden çok fazla hadis rivayet edilen ravidir. Onun hadis beyanatlarına sırt çevrilmesi bir nevi kendisinden çokça hadis ihdas eden sahihayna ve diğer hadis kitaplarına şüphe nazariyesi ile yaklaşılmasına sebep olacaktır!
Ebu Hureyre’nin muhtelif eserlerde tenkide tabi tutulduğunu gösteren birkaç olayı naklederek bu konuda kanaati sizlere bırakıyoruz:
‘’Yedi meşhur fakihten Tabii Ebu Bekr ibn Abdirrahman (ö. 93/712?), bir vaazında Ebu Hureyre’nin: ‘Kim cünub halde sabah ederse, o gün oruç tutmasın’’ dediğini duymuştur. Bu hükmü babası, yine Tabiilerden, Abdurrahman ibnu’l Haris’e (ö.43/663) naklediyor. Abdurrahman’ın buna gönlü yatmamıştır. Birlikte kalkıp Hz. Aişe ile Hz. Ummu Seleme’ye (ö.60/680?) giderler. Her iki Ummu’l-Mumi’nin, Peygamber'in fiiliyatını delil göstererek, Ebu Hureyre’nin görüşünü nakzetmişlerdir. Bu neticeyi alan baba-oğul, kalkıp Mervan’ın (2-65/624-684) yanına çıkarlar. Mervan, bu sırada Medine Valisidir ve Abdurrahman’a, Peygamber’in hanımlarından aldıkları cevabı gidip Ebu Hureyre’nin yüzüne çarpmasını söyler. Fakat Abdurrahman bu muameleyi hoş karşılamaz. Bir zaman sonra, bir vesileyle, Ebu Hureyre’ye durumu anlatma fırsatı bulur. Karşılık olarak Ebu Hureyre, vaazında bahsettiği hükmü Peygamber’den bizzat duymuş olmadığını, kendisine Fadl İbn Abbas’ın (ö.18/639) rivayet ettiğini söyler ve Peygamber hanımlarının bu mevzuda kendisinden daha salahiyetli olduklarını kabul ederek fetvasından döner.’’(4)
‘’Oysa ki, Sahabe devri tenkid hareketlerinin tedkiki neticesinde tesbit ettiğimiz zihniyet, bu davranışın tamamen aksidir. Sahabenin birbirine reva gördükleri muameleyi, kendilerinden asırlarca sonra gelenler görmezden gelmektedirler. İbn Kuteybe’den (213-276) nakledeceğimiz aşağıdaki sözler karşısında, bu zihniyetin tutumu ne olmuştur, bilemeyiz. Daha ilk asrın ortalarında Ebu Hureyre’nin nasıl tenkide uğradığı şöyle anlatılmaktadır:(5)
‘İlk Müslümanların ve en büyük Ashabın bildirmedikleri şeyleri Hz. Peygamber’den rivayet ettiği görüldüğü zaman, kendisini itham edip (rivayetlerini) inkar ettiler ve ‘Sen bunu yalnız başına nasıl duyarsın? Seninle birlikte kim işitti?’ dediler. Onu inkarda en şiddetli davranan, Hz. Aişe idi...’’(6)
HADİS UYDURMA VE MUHAMMED ALEYHİSSELAMIN İSTİSMARI
Müslüman camiaya şahsi görüşlerini Kur'an aracılığıyla dikte ettirmede yetersiz kalan biçare zihniyet batıl amacını işletmek için uydurma sözlerini vahyin tebliğini yapan şerefli resule dayandırarak mevzu pek çok söz vücuda getirmiştir. Hadis kitaplarının içerisinde çok fazla sayıda uydurma ve çelişkili sözlerin olmasının nedenleri üzerine Ahmet Hamdi Akseki şu gerçekçi tespiti yapmıştır:
’İtirafa mecburuz ki her yerde olduğu gibi Şarkta, yani Müslümanlar arasında ufak bir muhakemeye bile lüzum hissetmeksizin her sözü körü körüne kabul eden mutaassıplar vardır, hala da vardır. Bunlar ne şekilde olursa olsun rivayete, nakillere o derece açıktırlardır ki, nerede ve hangi mesele hakkında bir nakil görseler onu hemen alırlar, kitaplarına geçirirler, neye mal olursa olsun onu kabulde ısrar gösterirler. Bunlar kendilerini kelimelerin akıntısına o derece kaptırmışlardır ki, eskilere mahsus herhangi bir tefsirde, kitapta, ne olursa olsun gördükleri bir mütaalayı müdafaa etmeyi dinin gereklerinden bilirler. İslam düşmanlarından ziyade, İslam dinine mensup olduğunu iddia eden bu zümreden bizzat Müslümanlığın pek çok zarar gördüğünü söylersek hiç de mübalağa etmiş olmayız.’’(7)
Kendi heva ve hevesinin meftunu olan zihniyetin hadis uydurarak Hz. Resulü ne denli istismar ettiğini aktaran M. Said Hatiboğlu kitabında şu görüşü dikkatlere sunar:
'Hedefine ulaşmada başkasını da kullanma'' şeklinde tarif edebileceğimiz istismar hareketinin tarih boyunca Müslüman toplum hayatının her safhasınnda görülmüş olduğu bir gerçektir. Bu gayr-i ahlaki davranış, hususiyle Hz. peygamber'i odak alan son derece zengin bir malzemenin vücud bulmasına da yol açmıştır. Kur'an'a ayet ekleyemeyen zekalar, dertlerinin ilacını Hz. Peygamber'e yönelmekle bulmuşlardır. Zira şahıs olarak İslam dünyasının en büyük otoritesi odur ve onun desteğini alan her teşebbüsün başarı şansı yüksektir. Vaktiyle intisab ettiği Ehli Ehva'dan kendini kurtarabilmiş bir Müslüma'nın şu itiraf ve uyarısı, bu noktanın gayet veciz bir teşhisidir. Meşhur hadis tenkidçilerinden İbn Adiyy'in (ö.365/976) el-Kamili'nde diğer usul-i hadis kitaplarında Mısırlı muhaddislerden İbn Lehia'ya (ö.174/790) mezkur zatın şöyle dediği nakledilir:
'Bu hadisleri kimden aldığınıza dikkat edin; zira biz bir fikri yaymak istediğimizde onu hadis şekline getirirdik.'
Gerçekten de İslam kitabiyatında bu beyanı tasdik ettiren binlerce kasıtlı rivayet, hadis kılığında yer almış bulunmaktadır. Bunları sahih sayıp onlarla hayatına yön vermeye çalışan Müslüman dünyası, Kuran ve sünnetin istemediği bir manzaranın sahibi haline gelmiştir. İslam dünyasında hemen hemen her düşünce, ister iyi niyetle olsun, ister kötü; ifadesini hadis haline getirmiş gibidir. Peygamber istismarcılığının bu mahsullerini bizzat Müslümanlar ele alıp tasfiye etmedikçe, evrensel İslam davetinde başarılı olmanın imkanı pek yoktur.''(8)
HADİS TENKİDİNİN EDEBİYAT SAHASINA SİRAYETİ: MEHMET AKİF ERSOY ÖRNEĞİ
Müslümanlardan belirli bir zümrenin uydurma hadisler ile hayatlarına yön vermesine veciz şiirlerinde yer veren Mehmet Akif Ersoy hadis uyduruculuğuna soyunan zihniyeti aşağıda bir örneği paylaşılan dizelerinde nasıl şedid bir şekilde tenkit ettiğine şahit oluyoruz:
Yıkıp şeriatı, bambaşka bir bina kurduk
Nebi’ye atf ile binlerce herze uydurduk.
O hali buldu ki cü’ret: Yecuzu fit-tergib
Karar-ı erzeli fetva kesildi: …Hem ne garib
Hadisi vazederken sevap uman bile var!
Sevabı var imiş, bir zaman gelir anlar!
Cihanı titretiyorken niday-ı men kezebe…’’
İşitmiyor mu nedir, bakın şu bi edebe
Lisan-ı pak-i Nebi’den yalanlar uyduruyor;
Sıkılmadan da ‘’sevap işledim’’ deyip duruyor.
(bkz. Kur'an Araştırmaları: Hadis IV)
------------------------------------
(1) Ayni, Umdetu’l-Kari, Cilt 10, s. 249-250
(2) Et-Tehanevi, Kavaid fi Ulumi’l Hadis, Riyad 1984, s.49.
(3) Hatiboğlu, Mehmed Said, Hadis Tedkikleri, Ankara 2019, s.89.
(4) Hatiboğlu, M. Said, Hadis Tedkikleri, Ankara 2019, s.25-26.
(5) Hatiboğlu, M. Said, İslam Tenkid Zihniyeti ve Hadis Tenkidinin Doğuşu, Ankara 2020, s.117.
(6) İbn Kuteybe, Muhtelif, s. 48’den nakleden Hatiboğlu, M. Said, İslam Tenkid Zihniyeti ve Hadis Tenkidinin Doğuşu, Ankara 2020, s.117.
(7) Akseki, A. Hamdi, Hatemu’l-Enbiya Hakkında En Çirkin Bir İsnadın Reddiyesi, İstanbul, s.5-6.
(8) Hatipoğlu, Mehmed Said, Kültürel Mirasımızı Tenkid Zarureti, Ankara 2017, s.62-63
