06 Mart 2025, 12:30 tarihinde eklendi

Kur'an Araştırmaları: Hz. Muhammed II

Kur'an Araştırmaları: Hz. Muhammed II

Kur’an’da Hz. Muhammed'e nebi ve resul sıfatları verilmiştir. Meallerde her iki kelime ‘’peygamber’’ olarak çevrilse de bu kullanım zihinlerde yanlış bir Hz. Muhammed tasavvuru oluşmasına sebebiyet vermektedir. Her şeyden önce Kur’an’da ‘’peygamber’’ kelimesi geçmemektedir. İkincisi her iki kelime de farklı anlamlara haiz oldukları için olduğu gibi yani ‘’nebi’’ ve ‘’resul’’ olarak çevrilmelidir. Bu kullanım tercih edildiğinde Nebi Muhammed Aleyhisselam ile Resul Muhammed Aleyhisselam arasındaki ayrım daha iyi müşahede edilecektir. 

‘’Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Hem kendi hatanın hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların (hatalarının) bağışlanmasını dile! Allah dönüp dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.’’ (Muhammed,19) 

Ayette Hz. Muhammed’in hatası nedeniyle bağışlanma dilemesi istenmektedir. Bu ayet göstermektedir ki Hz. Muhammed de hata yapabilmektedir. Keza ilahi mesajda bu hakikati destekleyen başka ayetler de bulunmaktadır:

''Ey NEBİ! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi eşlerini memnun etmek uğruna niçin kendine haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.'' (Tahrim,1) 

Hiçbir NEBİYE yeryüzünde ağır basıncaya (kesin bir zafere ulaşıncaya) kadar, (yanında) esirler bulundurmak yakışmaz! Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir. (Enfal,67) 

(Kâfir olarak ölüp) cehennem halkı oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek, NEBİ için de iman etmiş olanlar için de söz konusu olamaz! (Tevbe,113) 

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’in Allah tarafından uyarıldığı ayetlerde şayet ‘’nebi’’ ve ‘’resul’’ kelimelerinden biri kullanılacaksa istisna olmaksızın sürekli NEBİ kelimesi kullanılmıştır. Bu kullanım Nebi sıfatının Muhammed Aleyhisselam’ın bizler gibi hata ve yanlış yapan yönüne delalet ettiğini göstermektedir. Bunun için Muhammed,19 vb. ayetlerde Nebi Muhammed Aleyhisselam’dan hataları için af dilemesi istenmektedir.  

Muhammed Aleyhisselam’ın hataları nedeniyle tek bir yerde bile Resul kelimesi ile uyarılmaması Kur’an bütünlüğünü gözettiğimizde son derece anlamlı gözükmektedir. Zira Resul Muhammed, dini tebliğ edendir. Resul Muhammed günahtan, hatadan salim kılınandır. Şu var ki aşağıda ilginize arz edilen her iki ayette bu gerçek açıkça ortaya konmuştur: 

Ey RESUL! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! (Bunu) yapmazsan O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni (inkârcı) insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah o kâfirler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz. (Maide,67) 

Ayet Allah’ın Resul’e hitabıyla başlıyor ve devamında Resulün korunacağının garantisi veriliyor. Tekerrür etmekte fayda var ki ayet açıkça Resul Muhammed’in korunduğunu gösteriyor. 

(O elçi) bize (atfen) bazı sözler uydurmuş olsaydı, 

Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık. 

Sonra da bu nedenle can damarını keserdik. 

Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız. (Hakka,44-47) 

Bu ayetler ile ilahi koruma altında olan Resul Muhammed Aleyhisselam’ın hata yapmasının (Ayetlere ekleme yapması ve/veya ayetlerden eksiltme yapması) Allah tarafından imkansız kılındığını anlıyoruz. Zaten RESUL kelimesi, ilahi mesaja ekleme yapmadan ve/veya ayetlerden eksiltme yapmadan tebliğ faaliyetini sürdüren elçi manasına tekabül ettiği için Resul Muhammed Aleyhisselam ilahi mesajı olduğu gibi inananlara aktarmıştır. 

İNANANLAR KİME İTAAT EDECEK? NEBİ MUHAMMED’E (aleyhisselam) Mİ RESUL MUHAMMED’E (aleyhisselam) Mİ? 

Bu sorumuza Kur’an bütünlüğünde yanıt aradığımızda istisnasız her ayette RESUL MUHAMMED’E (aleyhisselam) itaat istenmektedir. 

‘’Namazı kılın, zekâtı verin! RESULE İTAAT EDİN ki merhamete ulaştırılasınız.’’ (Nur,56) 

‘’Biz her RESULÜ –Allah’ın buyruğu gereği– ancak kendisine İTAAT EDİLMESİ İÇİN gönderdik. Onlar kendilerine haksızlık ettikleri zaman sana gelselerdi de Allah’tan bağışlanma dileselerdi, Elçi de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah’ı, tevbeleri çok kabul edici, çok merhametli bulurlardı.’’ (Nisa,64)

Kur'an'da nebi Muhammed Aleyhisselama değil de resul Muhammed Aleyhisselama itaat istediğini bariz bir şekilde gösteren ayetler Ahzab Suresinin, 32 ve 33. ayetleridir:

''Ey NEBİNİN kadınları (hanımları)! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. (Allah’a karşı) [takvâ]lı (duyarlı)ysanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir üslup ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Uygun söz söyleyin! Evlerinizde oturun; eski Cahiliye (âdetinde olduğu) gibi açılıp saçılmayın! Namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve RESULÜNE gönülden itaat edin! Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden, günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.'' (Ahzab,32-33)

Mezkur ayetler dikkatlice müşahede edildiğinde şu hakikate tanıklık ediyoruz: Ayetin başı Muhammed Aleyhisselamın ''Nebi'' sıfatı kullanılarak başlıyor (NEBİNİN kadınları) ancak ayetin devamında itaat ''Resule'' isteniyor. Şu halde netice olarak müminlerin itaat etmesi gerekenin açıkça RESUL MUHAMMED ALEYHİSSELAM olduğu anlaşılıyor.

Nebi Muhammed Aleyhisselam’a tek bir ayette dahi itaat istenmemesi tabi bir durumdur. Zira ayetlerden açıkça görülmektedir ki NEBİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM yer yer hata yapabilmektedir. Bu nedenle hata yapana itaat istenmemesi Kitabın bütünlüğüyle son derece anlamlı ve uyumludur.

RESULE İTAAT 

Resule itaat hiçbir zaman Hz. Muhammed’in şahsına itaat değildir. Getirdiği kelama haliyle Allah’a itaattir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eserinde bu beyanımızı tasdik eden bölümü aktarmak istiyoruz: 

‘’...münafıkların başı Abdullah b. Ubeyy, ‘Bakınız, Muhammed kendisine itaati ve ibadeti Allah’a itaat gibi tutuyor ve bize, Hıristiyanların İsa’yı sevdikleri şekilde kendisini sevmemizi emrediyor’ demiş idi ki, bunun üzerine ikinci ayet nazil oldu. Ve öyle bir şüphenin yerinde olmadığını gösterdi. Yani Resulullah’a (Allah’ın RESULÜNE) uymak, Hıristiyanların Hz. İsa hakkında iddia ettikleri gibi, tanrılığa ortak olmak demek değildir. Allah sevgisini üç ayrı ortağa paylaştırmak değil, yalnız ‘’Ben özümü Allah’a teslim ettim.’’ diye bütün sevgiyi sırf Allah’ta toplayıp, O’na teslim olduğunu sunmakta ve itaati yalnızca O’na yapmaktır. Hz. Muhammed’e de sırf Allah’ın resulü, görevlendirdiği peygamberi, dinin tebliğcisi, hidayetinin ve emirlerinin bildiricisi ve habercisi olduğundan dolayı, yine sırf Allah için uymak ve izinden gitmektir. ... Bir elçiyi tanımak, onun kendisini değil, onu görevlendirip gönderen makamı tanımaktır. ... Eğer Hıristiyanlar Allah’ı sevselerdi, İsa’yı Allah’ın bir peygamberi olarak tanırlar ve ona bir tanrı olarak ibadet değil, bir peygamber olarak itaat ederlerdi. Eğer ancak Allah’ı seviyorlar ve İsa’ya Allah’ın bir peygamberi olarak itaat ediyorlarsa, peygamberlik sıfatında Hz. Muhammed’in zatı ve kişiliği değil, ancak onu gönderenin şan ve şerefinin dikkate alınması gerekeceğinden peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’i de tanırlar ve itaat ederlerdi.’’(1)

(bkz. Kur'an Araştırmaları: Hz. Muhammed III)

-----------------------------------------------

(1) Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, II. Cilt, Sad. Doç. Dr. İsmail Karaçam, Yrd. Doç. Dr. Emin Işık, Dr. Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel, 1992, s.343) 

DİĞER MAKALELER