Kur'an Araştırmaları: Hadis IV
KUR’AN DIŞI UYDURULAN HADİS VE SÜNNETİN TEHLİKELİ SEYRİ
Kur’an dışında ehl-i heva’nın Muhammed Aleyhisselama isnad ederek uydurduğu pek çok hadis ve sünnetin tehlikeli seyri hakkında kelamcı Prof. Dr. Ahmet Akbulut’un tespitleri şu şekildedir:
‘’Karşı mihne süreci yalnız Kur’an’ın dindeki konumunu parçalamakla kalmamış, Kur’an’ın muhatabı ve Yüce Allah’ın insanoğluna verdiği en büyük nimet olan aklı da hedef tahtasına oturtmuştur. Kur’an açısından akıl ise vahyin uydusu değil, vahyin muhatabı, anlayıcısı ve belirleyicisidir. İnanmanın bizzat değer olduğu, aklı kullanmaya ihtiyaç kalmadığı yanılgısı yerleşmiştir. Yüce Allah’ın Kur’an’da Hz. Peygamber’e yaptığı uyarıları sanki Müslüman zihni kendisini ilgilendirmiyormuş gibi dikkate almamıştır. Kur’an’ın dindeki konumu ötekilenmiş, bu durumda dinde kaynak krizine yol açmıştır. Artık ayetlerin yerini rivayetler almıştır. Bu yaklaşım biçimi bugün de Müslüman dünyasında egemendir. Müslüman siyasal aklı da bu kaynak düalizmini desteklemektedir.
Kur’an’ın yanına Kur’an gibi bir kaynağın ilavesi ile kaynaklar arasındaki tutarsızlıkların sorgulanması bir yana, hadis ve sünnet olmadan Kur’an’ın anlaşılamayacağı ve hatta sünnet’in Kur’an’ı neshedeceğine dair teoriler geliştirilmiştir. Kur’an’ın yanına sünnet ve hadisin de dini delil olarak konması projesi, İslam’a karşı İslam Projesi olarak güncelliğini korumaktadır.’’(1)
‘’Sünneti ve hadisi delil olarak almak başka şey, örnek olarak almak başka şeydir. Kur’an, hadis ve icma delil olarak bir arada sayılıyorsa, başka hiçbir yoruma gerek yoktur. Yüce Allah 10/Yunus suresinin 15. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: ‘Bir de ne zaman hakikatin apaçık kanıtları olan ayetlerimiz onlara okunsa, huzurumuza çıkacak yüzü olmayan o kimseler derler ki: ‘’Git, bize bundan başka bir kitap getir, ya da onda değişiklik yap! Ey Peygamber! De ki: ‘Onu kendime göre değiştirmem olacak şey değil. Ben yalnızca bana vahyedilene uyarım: çünkü ben Rabbime karşı gelecek olursam, korkunç bir günün azabından korkarım.’’ Ayrıca Nisa suresinin 105. Ayetinde de Kur’an’ın yanına başka kaynak koymak hainlik olarak tanımlanmıştır: ‘’Biz sana, hakikati ortaya koyan bu ilahi kelamı indirdik ki insanların arasında Allah’ın sana öğrettiğine göre hüküm verebilesin. O halde ihanet edenlerle tartışmaya girme!’’ Bu doğrultuda Müslüman olarak şu sorulara cevap bulmamız gerekmektedir: İslam dini Kur’an’dan mı, Kur’an ve sünnetten mi yoksa Kur’an+Sünnet+İcma’dan mı ibarettir? Kur’an teorik kaynak, sünnet ve hadis ise uygulamaya ilişkindir. Bunları aynı düzlemde ele almak hem yanlıştır hem de Kur’an’a aykırıdır. Kur’ani ilkeleri tümellikten tikelliğe mahkum eden de bir uygulama örneği olan sünnettir. Kur’an sünnete değil; sünnet Kur’an’a bağlı olmak zorundadır. Tikel olanı, külli olanın çerçevesi içinde ve onun ışığında değerlendirmek gerekir.
Hz. Peygamber zamanında nass olarak dinde yegane kaynak Kur’an’dır. ... Sünnet ve hadisin de teorik kaynak olması ile Müslümanların gündemi değişmiştir. Artık sahaya dini nass olarak sünnet ve hadis çıkmıştır.’’(2)
DEĞERLENDİRME
Bu bilgiler ışığında hadisin neliğini sorguladığımızda:
- Meşhur altı hadis kitabının içerisinde ayetlere ters düşen ve kendi aralarında çelişik görünüm arz eden çok sayıda hadis bulunmaktadır. Allah’ın ayetleriyle ve kendi içinde birden fazla çelişkinin olduğu mezkur kaynaklar gerçeğin bu yönüne mukabil zan ihtiva etmektedirler. ‘’…Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.’’ (Necm,28) ayetine müteakiben zan ihtiva eden hadisler dinin bağlayıcı kaynağı olamazlar.
- Kur’an’ın Allah tarafından korunacağı bildirilmiştir. (Hicr,9) Ancak hadislerin ilahi koruma altında olmadığı kesindir. Zira içinde çelişki olanın İlahi korumadan uzak olduğu bilinen bir hakikattir. İlahi koruma altında olmayan kitaplara dinde bağlayıcı kaynak statüsü atfedilemez.
- Muhaddisler kitaplarına ravilerden hadis alırken subjektif kriterler belirlemiştir. Dinin bağlayıcı olan kaynakları subjektif görünüm sergileyemezler.
- Kur'an dışında kalan hadis tüm bu vecihlerle dinde bağlayıcı kaynak olamaz.
HADİSTEN TAMAMEN YÜZ ÇEVİRMEK GEREKLİ MİDİR?
Hadise dinde bağlayıcı kaynak statüsü verilemez ancak hadisin pek çok müspet bilgi barındırdığı da inkar edilemez. Bu hususta Kur'an'a Arz metodu kullanılarak hadisle amel edilebilir. Yani dileyenler Kur'an'dan onay alan hadislerle amel edebilirler. Kur'an'a Arz'ın nasıl yapılacağının örnekliği Ebu Hanife'nin el-Alim ve’l Mütealim kitabında(3) yer almakta olup ilgilerinize arz edilmiştir:

‘’Talebe: Şöyle bir rivayette bulunan kimseler için ne dersin?
‘Mümin zina ettiği zaman iman başından elbisenin sıyrıldığı gibi sıyrılır. Sonra tevbe ederse iman ona iade edilir.’ Onların bu sözlerinden şüphe mi edersin, yoksa onları tasdik mi edersin? Eğer bu sözlerini tasdik edersen, Haricilerin görüşünü kabul etmiş olursun. Eğer bu sözlerinden şüphe edersen, Haricilerin görüşünden şüphe etmiş olur ve şimdiye kadar anlattığın adaletin dışına çıkmış olursun. Eğer sözlerini yalanlarsan, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin sözünü yalanlamış olursun. Çünkü onlar onu Resulullah sallallahu aleyhi veselleme varan ravi zinciriyle rivayet etmişlerdir.’’

Hoca: Bunlara inanmam. Bunlara inanmamam ve bunları reddetmem Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme inanmamak olmaz. ‘’Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin sözüne inanmıyorum’’ derse olur. Ama bir adam, ‘Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin söylediği her şeye inanıyorum. Ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haksız konuşmaz ve Kur'an’a muhalefet etmez.’ Bu söz; Peygamberi, Kur'an’ı tasdiktir, onun Kur'an’a ters düşmesini tenzihtir.

Eğer Peygamber, Kuran’a muhalefet etse ve Allah’a karşı hak dışı bir söz söylese idi, Allah ona hiç fırsat vermez sağ eliyle yakalar ve onun şah damarını (boğazını) keserdi. Nitekim aziz ve celil olan Allah, Kuran’da:’’Eğer Peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mani de olamazdı.’’ buyurmuştur.

Allah’ın peygamberi Allah’ın kitabına muhalefet etmez. Allah’ın kitabına muhalefet eden de Allah’ın peygamberi olmaz. Onların bu rivayeti Kuran’a muhaliftir. Çünkü Cenab-ı Allah, ‘’Zina eden kadın ve zina eden erkek’’ demiş ona, mümin değildir, dememiştir. Bir başka ayetinde de:

‘’Sizden o hareketi yapan ikiye eziyet edin’’ demiştir. ‘’Sizden’’ ifadesiyle ne Yahudiyi ne de Hıristiyan’ı kasdetmemiş ancak ve ancak Müslümanları kasdetmiştir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden Kuran’a muhalif rivayette bulunan bir adamı reddetmek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi red de değildir, tezkip de değildir. Ancak bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den batıl rivayette bulunan kimseyi reddeder. Töhmet altında kalan odur, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem değildir.

Aynen bunun gibi, biz ondan duymuş olalım veya olmayalım, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in söylediği herşey baş göz üstünedir. Biz ona iman etmişiz ve onun da Allah’ın perygamberinin dediği gibi olduğuna şehadet ederiz. Yine peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in, Allah’ın yasak ettiği bir şeyi emretmediğine ve Allah’ın birleştirdiği bir şeyi de koparmadığına şehadet ederiz. Yine peygamber sallallahu aleyhi vesellem Allah’ın vasfettiği şeyi değişik bir şekilde vasfetmemiştir.

O’nun her şeyde Allah ile mutabık olduğuna da şehadet ederiz. Allah Teala’nın demediği hiçbir şeyi uydurmamış ve Allah namına dememiştir. Bunu demeye kakışmamıştır. Bunun içindir ki Cenab-ı Allah:
‘’Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiştir.’’ buyurmuştur.
(bkz. Kur'an Araştırmaları: Hz. Muhammed I)
-------------------------------------
(1) Akbulut, Prof. Dr. Ahmet, Müslüman Kültürde Kur’an’a Yabancılaşma Süreci, Ankara 2020, s.170-171.
(2) Akbulut, Prof. Dr. Ahmet, Müslüman Kültürde Kur’an’a Yabancılaşma Süreci, Ankara 2020, s.178-179.
(3) İmam-ı Azam Ebu Hanife, el-Alim ve’l Mütealim, tercüme ve şerh: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, tah: Muhammed el Kevseri, İstanbul 2022, s. 59-63.
