06 Mart 2025, 12:31 tarihinde eklendi

Kur'an Araştırmaları: Hz. Muhammed III

Kur'an Araştırmaları: Hz. Muhammed III

 ALLAH’A VE RESULÜNE İTAAT EDİN KALIBI 

 

‘’De ki: “Allah’a ve resulüne itaat edin! Yüz çevirirseniz (bilin ki) Allah kâfirleri sevmez.” (Al-i İmran,32) 

Bir görüşe göre ayette geçen ‘ve’ bağlacı bu ve benzeri ayetlerde dinde iki otorite olduğunu göstermek için kullanılmıştır. Zira ve bağlacı ayrılık (mugayerat) kaidesi gereğince kullanılmaktadır. Şu halde dinde Allah ayrı bir otorite, resul ayrı bir otorite olmalıdır. Birinci otoriteye itaat için Kur'an’a, ikinci otoriteye itaat için hadislere tabi olmak gerekmektedir. 

Halbuki Arapça dil kaidelerinde ‘ve’ bağlacı sadece ayrılığı belirtmek için değil atf-ı tefsir için de kullanılmaktadır. Yani kendinden önce gelen kelimeyi açıklamak için de kullanılır:

‘’Kim Allah’a, meleklerine ve elçilerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa, (bilsin ki) Allah da kâfirlerin düşmanıdır.” (Bakara,98)

Şayet bir an için ayetteki ''ve'' bağlacı ayrılık (mugayerat) ilkesi ile ilişkilendirilecek olursa ''meleklerine ve'' ifadesinden sonra Cebrail ve Mikail'e ifadesinin kullanılmasının yanlış olduğunu söylememiz gerekecektir. Zira Cebrail ve Mikail zaten melektir. İlahi kelamda (kelamullah) yanlışlık olmayacağı için bu ayette kullanılan ve bağlacının atf-ı tefsir dil kaidesine uygun olarak kullanıldığını anlamış bulunuyoruz. 

Yine Hz. Resulün Allah’ın yanında dinde ikinci otorite olduğunu ayetlerle delillendirmek için ‘hikmet’ kelimesinin şu kullanımı delil olarak kullanılmaktadır:

 ‘’Nitekim size kendi içinizden, ayetlerimizi [tilavet] eden (okuyup aktaran), sizi (kötülüklerden) arındıran, size Kitabı ve hikmeti bildiren, bilmediklerinizi size öğreten bir elçi gönderdik.’’ (Bakara,151)

Mezkur görüşe göre ayette resul, Kur'an’ı tebliğ etmekle birlikte hikmet denilen ikinci bir kaynak (hadisler olduğu zikredilir) ile müminlere dini tebliğ edecektir. Halbuki yukarıdaki ayette işaret edilen gramer kaidesi bu ayet için de geçerlidir. 

‘’Allah/ın üzerinizdeki nimetini, size inzal ettiği Kitap ve hikmeti yâd edin ki onunla size öğüt veriyor…’’ (Bakara,231) 

Kitabın ve hikmetin bağımsız iki kaynak olamayacağını göstermek için sadece bu ayete işaret etmenin bile yeterli olduğu kanaatindeyiz. Zira ayette Kitabı ve hikmeti yad edin denmiş ancak cümlenin devamında onunla size öğüt veriyor diyerek Kitabın ve hikmetin farklı kaynaklar olmadığı vurgulanmıştır. Şayet Kitap ve hikmet iki ayrı kaynak olsalardı ayetin devamında onunla size öğüt veriyor demek yerine onlarla size öğüt veriyor denmesi gerekirdi.

KUR'AN HİKMETLERLE DOLU BİR KİTAPTIR

‘’Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki!’’ (Yasin,2) 

VELHASIL ELÇİYE İTAAT DEMEK:

‘’Elçinin, Allah’ın elçisi olduğunu tasdik ile Allah’a ve elçisine itaat karıştırılmamalıdır. Yüce Allah’ın emirlerini bize elçisi bildirmektedir. Elçiye itaat, Allah’a itaattir. Allah ile elçisinin arasını ayırmamamız gerektiğini Kur’an belirtmektedir. İnsanların elçiyi devreden çıkartarak, Allah’tan emir almaları mümkün değildir. Elçinin elçilik görevi, yalnız Allah’ın gönderdiğini alenen tebliğ etmekse, elçiye itaat de doğal olarak Allah’ın indirdiği mesaja itaat olacaktır. Yani elçi, bağımsız veya ikinci bir otorite kaynağı değildir. Yüce Allah, elçisine vekalet vermemiştir.’’(1) 

Ayetler ışığında Hz. Muhammed'in kim olduğunu sorguladığımızda:

  • O nebi ki kendisine deli, mecnun gibi lakaplar takılmış, ambargo uygulanmış, tuzaklar kurulmuş, öldürülmek istenmiş, eşine iftiralar atılmış ancak her şeye rağmen halim huylu, sabırlı, ibadetlerine düşkün, insanlara karşı cömert ve yardımsever, sınırları olan, sorumluluk sahibi, Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı, erdemli bir insan olarak ebediyete intikal etmiştir. Başarılı bir ömrün sonunda cennetle müjdelenmiştir.
  • ''O, olağanüstü niteliklere sahip değildir ve bizim gibi bir beşerdir. Bizim gibi yemek yer, bizim gibi çarşı pazarda dolaşır. İnsanların kalbini okuyamaz ve gaybı da bilemez. Ahirette hiçbir kimseye torpil, yani şefaat yapamaz. Bizi azap meleklerinin elinden de kurtaramaz. Hatta ahirette bize de kendisine de ne yapılacağını bilemez. Ölülere işittiremez, kabirdekilerle sohbet edemez. Eceli gelince ölümünü erteleyemez. Değil bize geleni, kendisine gelen zararı bile savamaz. Allah’tan başka sığınacağı kimsesi yoktur. Yalnız Allah’tan yardım ister. Konuşmaları kapalı ve gizemli değildir. Herkesin anlayabileceği şekilde apaçıktır. Hz. Peygamber’in türlü türlü mucizeleri yoktur. Onun öyle bir kitabı vardır ki o kitap onu alemlere rahmet olarak nitelemiştir. Kur’an Hz. Peygamber’in yegane ve en büyük mucizesidir. O, Kur’an-ı bize alenen tebliğ edendir. Bizi Kur’an ile uyaran, Kur’an ile hüküm veren, aramızdaki anlaşmazlıkları Kur’an ile çözen ve insalığı Kur’an ile karanlıklardan aydınlığa çıkarandır. Hz. Peygamber yalnızca Kur’an’a uymuştur. Çünkü o, Kur’an’dan başka bir kitap bilmemektedir ve tüm dini bilgi kaynağı Kur’an’dır.''(2)
  • Kur'an'da Nebi Muhammed ve Resul Muhammed ayrımı yapılmıştır. Nebi, Hz. Muhammed'in bizim gibi yer yer hata yapabilen yönünü gösteren sıfatıdır. Yer yer hata yapabilen Nebi'ye tek bir ayette dahi itaat istenmemiştir. Ancak Nebi'ye itaat istenmemesi ve Nebi'nin hata yapabilmesi onun haddizatında değersiz olduğunu göstermez. Nitekim, nebi'nin, Ahzab, 56. ayette desteklenmesi istenmiştir: ''Allah ve melekleri, NEBİ'YE [salât] ediyorlar (destek veriyorlar). Ey iman edenler! Siz de ona [salât] edin (destek verin) ve tam teslimiyet gösterin!'' Resul, Allah'tan aldığı mesajı olduğu gibi aktaran kişi, elçi anlamına gelir. Resul, korunmuştur (Maide,67); ilahi mesaj korunmuştur (Hicr,9). İş bu sebeple Resulün hata yapması mümkün değildir. Bundandır ki Kur'an'da sürekli olarak resule itaat istenmiştir.
  • Elçi'nin görevi sadece ilahi mesajı tebliğ etmektir:

''(Size tebliğ edileni) yalanlarsanız, elbette sizden önceki milletler de (gerçekleri) yalanlamıştı. RESULE düşen (görev) yalnızca apaçık tebliğdir.'' (Ankebut,18)

  • Resulün görevi sadece tebliğ olduğuna göre Resul'e itaat aktardığı mesaja itaattir hatta mesajın sahibi olan Allah'a itaattir:

‘’...münafıkların başı Abdullah b. Ubeyy, ‘Bakınız, Muhammed kendisine itaati ve ibadeti Allah’a itaat gibi tutuyor ve bize, Hıristiyanların İsa’yı sevdikleri şekilde kendisini sevmemizi emrediyor’ demiş idi ki, bunun üzerine ikinci ayet nazil oldu. Ve öyle bir şüphenin yerinde olmadığını gösterdi. Yani Resulullah’a (Allah’ın RESULÜNE) uymak, Hıristiyanların Hz. İsa hakkında iddia ettikleri gibi, tanrılığa ortak olmak demek değildir. Allah sevgisini üç ayrı ortağa paylaştırmak değil, yalnız ‘’Ben özümü Allah’a teslim ettim.’’ diye bütün sevgiyi sırf Allah’ta toplayıp, O’na teslim olduğunu sunmakta ve itaati yalnızca O’na yapmaktır. Hz. Muhammed’e de sırf Allah’ın resulü, görevlendirdiği peygamberi, dinin tebliğcisi, hidayetinin ve emirlerinin bildiricisi ve habercisi olduğundan dolayı, yine sırf Allah için uymak ve izinden gitmektir. ... Bir elçiyi tanımak, onun kendisini değil, onu görevlendirip gönderen makamı tanımaktır. ... Eğer Hıristiyanlar Allah’ı sevselerdi, İsa’yı Allah’ın bir peygamberi olarak tanırlar ve ona bir tanrı olarak ibadet değil, bir peygamber olarak itaat ederlerdi. Eğer ancak Allah’ı seviyorlar ve İsa’ya Allah’ın bir peygamberi olarak itaat ediyorlarsa, peygamberlik sıfatında Hz. Muhammed’in zatı ve kişiliği değil, ancak onu gönderenin şan ve şerefinin dikkate alınması gerekeceğinden peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’i de tanırlar ve itaat ederlerdi.’’(3)

------------------------------

(1) Akbulut, Prof. Dr. Ahmet, Müslüman Kültürde Kur’an’a Yabancılaşma Süreci, Ankara 2020, s.177-178.

(2) Akbulut, Prof. Dr. Ahmet, Müslüman Kültürde Kur’an’a Yabancılaşma süreci, Ankara 2020, s.173-174.

(3) Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, II. Cilt, Sad. Doç. Dr. İsmail Karaçam, Yrd. Doç. Dr. Emin Işık, Dr. Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel,1992, s.343)

DİĞER MAKALELER